Satılık Demokrasi

16 Şubat 2009 Pazartesi

Yerel seçimlere az bir süre kaldı.
29 Mart Pazar günü sandık başına giderek mahalli idarecilerimizi seçeceğiz.
Türkiye’min geleceği hiç olmayacak şekilde biçimleniyor.
Hiç olmayacak şekilde diyorum çünkü bütün çarpıklıklar ortada.
AKP iktidarı bütün hızıyla tüm yurtta oy satın almayı sürdürüyor.
Tüm Türkiye olarak vatandaşlık görevlerimizin olmazsa olmazı olan seçme hakkımızı kullanacağız.
Dürüstlük ve doğruluk içinde, vicdanımızın en rahat haliyle, gururla oyumuzu mutlaka kullanacağız ki, demokrasimiz sağlıklı bir şekilde işleyebilsin.
Yoksa dağıtılan onca kömür, eşya ve bilinen ya da bilinmeyen benzeri zerzevat boşa gider.
Yazık değil mi halkın cebinden çıkan bunca paranın ziyan olmasına.
Üstelik bütün dünyada yaşanan kriz ve işsizlik varken.
(Gerçi bizi teyet geçmiş…)
Yeni iş imkanları ve hizmetlere harcanacak onca para, oyunuzu almak için kullanılıyor.. Yazık olur valla yazık; Allah çarpar adamı…
Gerçi günümüzde partilerin önemi kalmadı, liderler önem taşıyor.
Kime sorsanız, “Falanca iyi, filanca kötü” ya da “İnanıp güvendiğim lider yok” tarzında cevaplar veriyor. Kişilere dayalı siyaset güdülüyor. En avantacısı, en iyi mal mülk ya da ne bileyim kömür dağıtanı elzem olmuş, “Acaba bana da kırıntısı düşer mi!” diye peşinden koşuluyor. Hayırlı olsun Türk demokrasisine.

***

Kitleler fikirleriyle siyasi partilerin yanında yer almayı bırakmış, avantanın peşinde koşturuyor. Ama haklılar. Ellerini çabuk tutmaları lazım, çünkü seçim gününe şunun şurasında ne kaldı. Kaptın kaptın. Sonrası toz duman. Çünkü sonrasında kriz var, işsizlik var, açlık var, var da var…

Maalesef günümüz Türk siyaseti böyle şekilleniyor.

Yapılanları hepimiz televizyonlardan izliyoruz, sonucunu da izlemeye devan edeceğiz…

Avanta dağıtıcılarının hedefleri mi? Önce seçilmek, sonra, sonrası malum zaten…

Olan olmuş, atı alan Üsküdar’ı geçmiş…

Satılık demokrasi kazansın…

***

Bu seçimde siyasi partilerimiz çıkan sonucu iyi değerlendirmeli. Ben yaptım oldu siyasetini bir kenara bırakıp düşünce ve ideolojilerini sonuna kadar savunup, kişi hak ve özgürlüklerine değer verip, korkmadan çizgilerini belirleyip demokrasimizin taşlarını sağlamlaştırıp lider politikasını terk edip, parti merkezli politikalar üretip kitleleri etraflarında toplamaları gerektiğinin farkına varmalılar. İşte o zaman özlemini duyduğumuz demokrasiye kavuşur, kavga yerine güzel günlere ve istikrara adım atabiliriz.

Haydi sandık başına; oyunuzu satın almak isteyen partiye değil, inandığınız ve kendi düşüncelerinize yakın olan partiye verin oyunuzu.

Kararsız kalmayın…

Geçersiz ve boş oy kullanmayın…

Sizi önce aciz hale getirip sonra da dağıttıkları ıvır zıvırla oyunuzu almaya çalışanlara dur demeyi bilin…

Unutmayın yarını ve istikrarı sizin bir oyunuz belirleyecek…

Sadece sizin değil, çocuklarınızın yarınını da…

İdeoloji Yok, Siyaset Yok...

06 Şubat 2009 Cuma

Ülkemizin siyasi kimliği nerede!..
Hangi parti, hangi çizgide yürüyor!..
CHP'nin, AKP'nin, MHP'nin ve diğer partilerin çizgisi - ideolojisi nedir?..
Bunu hiç düşündünüz mü?
Düşünecek birşey de yok. Çünkü günümüz siyasi partilerinin ne ideolojisi ne de birbirlerini ayıran çizgileri var. Tek ortak noktaları, kendi çıkarları için ele geçirmeye çalıştıkları iktidar koltuğu...
Türkiye siyasetinin yoldan cıkması, daha doğrusu kimliksizleşmesi; 12 Eylül darbesi sonrası kurulan siyasi partilerin tabanlarını sağlıklı oluşturmaması, topluma ve alt kadrolarına ideolojilerini pompalamaması sonucu oluşmuştur.
Peki neden 12 Eylül sonrası böyle bir durum oluştu?
Darbeyle yaşanan ulusal travma, oluşan baskı, sindirme ve korku ortamı siyasi düşüncelerin bireyden bireye ulaşımını bir bıçak gibi kesti. Dayatmayla oluşturulan anayasa ve darbeci askeri yönetimin kalıntılarından kurulan siyasi partiler, ülkemizin büyük rantlarını iktidarın sonsuz ve engelsiz gücüyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini yapılandırmak yerine kendilerini ve şakşakçı çevrelerini ihya yolunda kullanmayı seçmesine eden olmuştur.

Sıkı yönetimle gelen ve ardı arkası kesilmeyen tutuklanmalar, sorgular, hiç bitmeyen tutukluluk halleri, işkenceler ve idamların travması, konuşan ve düşünen toplumu susturmuştur. Bu nedenle, sivil yönetime geçişte politika arenası; siyasetin üretken ve etkin dinomolarının yeni oluşumdan uzak kalmasına sebep olmuştur. Bu uzaklık öylesine büyük boyutlara varmıştır ki, 12 Eylül'ün acısını çekenler, kendilerini soyutlamakla kalmamış, yetişmesinden sorumlu oldukları kendilerinden sonraki kuşağı da bilgisiz ve siyasetten uzak tutmalarına neden olmuştur.

Bu büyük travmanın üzerine, çıkarcı hükümetlerin toplum menfaatinden uzak, hepbendeci tutumu ve dünyayı yöneten kapitalist güçlerin Türkiye üzerinde ki hiç bitmeyen menfaat savaşları da eklenince; sağı da, solu da tek bir çizgi üzerinde oynayan, ideolojiden uzak, içi boş bir siyaset arenası ve kör, bilinçsiz bir toplum yaratılmasına sebep olmuştur.

80'den buyana büyüyerek süre gelen bu siyasi çöküşün bugün hangi boyutlara ulaştığı ortadadır.
Ve işte AB endeksli modern Türkiye'nin şimdiki hali...
İdeolojiden bihaber, kendi kişisel çıkarından başka birşey düşünmeyen, ama kendi menfaat ve geleceğinden bile habersiz bilinçsiz bir toplum...
Çoğulcu olduğu iddiasında, şeriat özlemiyle dolu, dediğim dedik, din istismarı ve rüşvetle oy toplayan bir hükümet.
Siyasi çizgisi karışmış, nerede nasıl hareket edeceğini bilemeyen bir muhalefet.
Hala kavga ortamı yaratarak oy topladığına inanan, yaratıcılık ve yapıcılıktan uzak diğer siyasi partiler.

Rahat Bırakmazlar

03 Şubat 2009 Salı
Bu topraklar öyle bir coğrafyada ki rahat bırakmazlar...
Çok fazla geriye gitmeye gerek yok. Şöyle kısaca hafızanızı zorlayın.
70'li yıllarda başımızda Asala sorunu vardı...
80'li yıllarda PKK ...
90'lı yıllarda etnik ve dinsel olarak üzerimize geldiler...
Laikliği bir ideoloji ve ayrımcılık olarak koydular önümüze...
Laiklik=Dinsizlik oldu...
Siyasi yapımız tümüyle değişti.
Sadece iki tür siyaset yarattılar; müslümanlar ve ötekiler olarak...
Bitti mi?
Ne mümkün...
2000'li yıllardayız...
Geçmişin bütün sorunları hortluyor bir bir...
Şimdiki sorunun adı mı; Dünya Lideri, BOP Eş Başkanı, İsrail'e kafa tutan adam, büyük kurtarıcı, kömür dağıtıcısı ERDOĞAN!..