Mutlak Butlan Davası ve İstanbul Hamlesi
Manşet Yorum / 23-04-2026
Türkiye’de ana muhalefet partisi olan CHP, bugün
sadece siyasi rakipleriyle değil, kendi geçmişi ve yargı eliyle kurgulanan bir "meşruiyet kriziyle"
savaşıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun "emaneti
geri alma" arzusu ile yargının "siyasi
dizayn" iştahı aynı noktada kesişiyor.
Hukukta bir işlemin baştan itibaren
geçersiz sayılması anlamına gelen "Mutlak Butlan"
(hukuken yok sayılma) kavramı, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı hedef alıyor.
Eğer mahkeme kurultayın "yok hükmünde" olduğuna karar
verirse, Özgür Özel’in genel başkanlığı ve PM kararları hukuken çökecek. Bu
durum, partiyi bir anda Kasım 2023 öncesine, yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel
başkan olduğu döneme taşıyacak.
Bu dava, partiyi bir "hukuk labirentine" sokarak
enerjisini dışarıya değil, kendi meşruiyetini kanıtlamaya harcamasına neden
oluyor.
İstanbul
Kalesi’ne "Kayyum" Müdahalesi
Özgür Çelik yönetimindeki İstanbul İl
Başkanlığı’na mahkeme kararıyla Gürsel Tekin ve
ekibinin "kayyum" (çağrı
heyeti) olarak atanması, bu mühendisliğin en somut ve sert adımı.
İstanbul, CHP’nin hem mali hem de insan
kaynağı açısından kalbidir.
Bu hamleyle, Genel Merkez'in sahadaki en
güçlü kolu olan İstanbul örgütünün operasyonel gücü felç edilmek isteniyor.
Atanan heyetin partinin eski
isimlerinden oluşması, tabanda "yönetim
değişimi" talebiyle "yargı
darbesi" arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmayı amaçlayan bir hamle.
Kemal
Kılıçdaroğlu’nun "Mutlak Hakimiyet" Çabası
Kılıçdaroğlu’nun süreci "partiyi aslına döndürme" söylemiyle yürütmesi, bu hukuki
süreçlerin siyasi yakıtını oluşturuyor.
Kılıçdaroğlu, partinin bugün girdiği "savrulmayı" ve maruz kaldığı
baskıları, kendi dönemindeki imajıyla kıyaslatarak delege bazında bir
konsolidasyon sağlamaya çalışıyor.
Kılıçdaroğlu’nun bu hakimiyet çabası,
iktidarın "muhalefeti içeriden
bölme" stratejisiyle sinerji yaratıyor. Bu durum, CHP seçmeninde büyük
bir hayal kırıklığına ve "sandığa
küsme" riskine yol açıyor.
Yaşanan bu süreç, CHP’yi bir "idari felce" sürükleyebilir:
Eğer genel başkanın kim olduğu mahkeme
kapılarında tartışılıyorsa, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi imkansız hale
gelir.
"Kendi delegesini ve il başkanını mahkeme koridorlarında kaybeden bir
yapı, ülkeyi nasıl yönetecek?" algısı
güçlenir.
Muhalefetin 2028'e kadar mahkemelerde "kim genel başkan?" kavgasını
vermesi, iktidar için rakipsiz bir oyun alanı demektir.
CHP üzerindeki bu "mutlak butlan" ve "kayyum"
baskısı, partiyi bir demokratik alternatif olmaktan çıkarıp, bir hukuk davası dosyasına dönüştürme çabasıdır.
Kılıçdaroğlu’nun hakimiyet çabası ise bu
ateşe odun taşıması anlamına gelir.
Bu hukuki düğüm, sahada bir "demokrasi isyanı”na mı dönüşür, yoksa CHP'yi parçalı ve
etkisiz bir yapıya mı döndürür?
Oyunu iyi kurmak lazım…